hikaye
21/6/2007 -Kategori: hikaye
Namazı Son Dakikada Kılanlardan mısınız ?
Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ''Oğlum namaz hiç
bu vakte bırakılır mı?'' Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış,
ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek
bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı.
Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... namaz
son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu.
Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı
ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki
yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geciktirdim namazı." dedi kendi
kendine.
Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam
kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle
namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden
edemedi. "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi.
Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu
hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir
mahviyeti vardı ki... hicabından renkten renge girerdi.
O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı
üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp
secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi
severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi.
Daldı gitti öylece....
Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla
doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor;
Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin
arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta
kafesinden kurtulmaya çalışıyor, soğuk soğuk terler döküyordu.
Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş
ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı
olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin
bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti.
Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular.
Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi
dudakları titreyerek..... Kalabalık birden yarılmış, bir yol
olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının
vazifelileri
oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla
yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi.
Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün
hayatı, bir film şeridi gibi
geçiyordu gözlerinin önünden...." Şükürler olsun " dedi, kendi
kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya açtım, Hep hizmet eden
insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını
islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor,
yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep
bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı
anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa
yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. "Kirpiklerinden aşağı
gözyaşları
dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi
zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az,
Cennet'i kazanmama yetmez." Diye düşünüyordu.Tek sığınağı
Allah'ın rahmetiydi.
Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam
olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki
neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli
melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa
döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu.
Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış,
okunacak hükme kulak kesilmişti.
Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı
duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne
yığıldı. Hayretten dona kalmıştı." Olamaaaazzzz " diye
bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum?
Hayatım
boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber
koşturdum. Hep rabbimi anlattım." Diyordu.
Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki
melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı
yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye
başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden
çıkmayacak mıydı?
Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık
döküldü.."Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum
Kur'anlar......Namazım....Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?" diyordu.
Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu hiç
sürüklemeye devam ettiler.
Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son
çırpınışlarıydı.
Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa
yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namaz
da insanı günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim
namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu.
" Namazlarım.....Namazlarım....Namazlarım." diye diye hıçkırdı.
Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem
çukurunun başına geldiler.
Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye
baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü.
Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar
çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu
birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki
metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu.
Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar
onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki
başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı.
"Siz de kimsiniz ?" dedi.
İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım."
"Neden bu kadar geç kaldınız ? Son anda yetiştiniz. Neredeyse
düşüyordum."dedi....
İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı;
" Sen beni hep son anda yetiştirirdin, ...hatırladın mı?
Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde
kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı
okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu.
0 yorum yazılmıştır
